Türk toplumunun ve Osmanlı Devleti‟nin kaderini değiştiren, Türk tarihine yeni bir yön, Türkiye Cumhuriyeti’ne hayat veren, ruh veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki:
(…) Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
Yaver kelimesi Farsça kökenli bir sözcük olup, yardımcı anlamına gelmektedir. Lügat manası yardımcı ve asistan anlamında olan yaver, devlet ve hükümet adamlarının yanında bulunup onların emirlerini gerçekleştirmek ve ilgili yerlere ulaştırmakla görevli subaydır. Yaverler, yaverliğini yapmış olduğu kişinin resmi ve özel işlerinin birinci dereceden tanığıdır. Görev yaptıkları dönemde amirinin ihtiyaçları, güvenliği, talep ve emirlerini gerçekleştirmek gibi önemli bir hizmet içerisindeyken görevleri sonunda da o dönemin birinci dereceden kaynağı olma yükümlülüğü içerisinde olmuşlardır.
Şüphesiz ki Türk tarihinde hiçbir yaver Mustafa Kemal Paşa’nın yaverleri kadar önemli olmamıştır. Onları önemli kılan ise bir devletin kurulması ve liderlerinin yapmış olduğu inkılapların safha safha şahidi olmaları ve bizlere aktardıklarıdır.
Hüseyin Cevat Abbas (Gürer), Mustafa Kemal Paşa’ya 24 sene refakat etmiş yaverlerindendir ve özgeçmişinin yer aldığı Milli Savunma Bakanlığı, Personel Daire Başkanlığı’nın “Cepheden Meclise (Ankara: TTK, 1999, s. 96-97)” adlı çalışmasına göre:
(…) Mütarekeden sonra Yıldırım Ordular Grubu’nun lağvı üzerine Harbiye Nezareti emrine verilen Mustafa Kemal Paşa ile birlikte 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi(ği)!” yazılıdır.
Dr. Erol Mütercimler (Emekli Deniz Binbaşısı – Yazar), “Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal (İstanbul-Alfa Bas. Yay. 2008, s.459)” adlı eserinde tarihsel bir hataya değinmiş, yazar Sadi Borak’ın “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları (1899 – 16 Mayıs 1919)” eserini kaynak olarak göstermiştir. Sadi Borak’a göre; “13 Kasım 1918 günü saat 12.45’te bir askeri müfreze Mustafa Kemal Paşa’yı törenle karşılamaktadır. Mustafa Kemal’i arasında daha önce karısının doğumu için İstanbul’a gelip dönmeyen bu nedenle de görevden alınmış olan yaveri Cevat Abbas (Gürer)! ve dostu Doktor Rasim Ferit karşılamıştır.”
Sadi Borak’ın ifadesine göre Cevat Abbas Bey o tarihte İstanbul’dadır. Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Adana’dan 10 Kasım 1918 günü ayrılmamış, 13 Kasım 1918 günü Haydarpaşa Garı’na ulaşmamıştır! Oysa yaver Cevat Abbas Bey, İstanbul’a dönüş gününü şöyle anlatmaktadır:
(…) İstanbul’a geldiğimiz günü hiç unutamam! Şehrin çok hazin bir hali vardı. İstanbul, düşman donanmalarının limana girmelerinin felaketinin yasını tutuyor, bu büyük yasa Atatürk’ü de ortak ediyordu. Atatürk’le ben, askeri ulaşımın bir köhne motoru ile deniz ortasında yaslanan bir çelik ormanının içinden geçiyorduk. Ata’nın zarif dudaklarından ‘Geldikleri gibi giderler!’ cümlesini işittiğim zaman, Mütareke’nin doğurduğu derin ve elemli ümitsizliğimi derhal unutmuştum. Cevabımda aceleci davrandım: ‘Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam!’ dedim.
Gülümsedi, aziz başının içinde şekillenmeye başlayan vatanı kurtarma planlarını bir an için yeniden geçiriyor gibi daldı. Sonra: ‘Bakalım!’ dedi.”
Sadi Borak, Mustafa Kemal Paşa’nın 1917 tarihinde Diyarbakır’dan İstanbul’a dönüş yolculuğu ile 13 Kasım gününü karıştırmış olmalıdır. E. Orgeneral İsmail Hakkı Akansel, “Atatürk ve Yaverleri ( s.110)” adlı eserinde:
(…) Mustafa Kemal Paşa, Halep’te kurulacak 7. Yıldırım Ordusu Komutanlığı’na atanıp bu ordunun karargâhını teşkil etmek üzere Temmuz 1917’de Diyarbakır’dan İstanbul’a hareket etmişti.
Bu seyahat sırasında kendisine Başyaver Salih (Bozok) ile Şükrü (Tezer) Beyler refakat ediyorlardı.
Cevat Abbas Bey, eşinin doğum yapmak üzere olduğunu öğrenmesi üzerine, mazeret izni aldığından Mustafa Kemal Paşa’nın Diyarbakır’dan ayrılmasından önceki günlerde İstanbul’da bulunuyordu. Bu sırada, onun bir oğlu olmuş ve komutanını çok sevdiği ve ona çok saygı beslediği için oğluna “Mustafa Kemal” adını koymuştu.
Cevat Abbas Bey, mazeret izninin sonunda Diyarbakır’a dönmemiş yapılan uyarılara rağmen bazı sebepler ileri sürerek İstanbul’daki ikametini uzatmıştı. Bu durum Mustafa Kemal Paşa’yı çok üzmüş ve dönmesi için verilen son emre karşı da kazaen elinden yaralandığını bildirerek gösterdiği mazeret, komutanı ister istemez arzu etmediği bir davranışı yapmaya yöneltmişti. Mustafa Kemal Paşa, Diyarbakır’dan ayrılırken Cevat Abbas Bey’in karargâhtan ilişiğinin kesilmesi hususunun İstanbul Merkez Komutanlığı’na bildirmesini Kurmay Başkanı’ndan istemişti.
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a ulaştığı zaman Cevat Abbas Bey de onu karşılayanlar arasında bulunuyordu. Haydarpaşa Garı’nda komutanının elini öpmüş; fakat ondan fazla ilgi görmeyince çok üzülmüştü. Ertesi gün Beşiktaş Akaretlerdeki 76 numaralı eve tekrar gelen Cevat Abbas Bey, komutanının ellerini öperek kusurunu itiraf ve affını istemişti. Anneleri Zübeyde Hanım’ın da katkısıyla büyüklüğünü gösteren Mustafa Kemal Paşa, kendisini affetmiş ve görevinde kalmasını sağlamıştı.”
Mustafa Kemal Paşa’nın 1917 tarihinde Diyarbakır’dan İstanbul’a dönüş yolculuğunda kendisine refakat eden yaveri Şükrü Tezer Bey ise (“Atatürk’ün Hatıra Defteri”, T.T.K, s.127-128’de):
(…) Merhum Cevat Abbas’la beraber bulunduğumuz ve geceli gündüzlü devam eden uzun vazife arkadaşlığı, çok samimi ve adeta kardeş muhabbeti ile geçmiş olup bu müddet zarfında aramızda en ufak kırgınlığa sebebiyet verecek herhangi bir hal ve hiçbir geçimsizlik vaki olmamıştır.
Diyarbakır’dan ayrılış tarihinden bir müddet önce merhum Cevat Abbas izinli olarak İstanbul’a gitmişti. Fakat izni sona erdiği halde vazifesi başına dönmediği gibi, kendisine yapılan çok sayıda tebligata rağmen de bazı bahaneler ileri sürerek İstanbul’daki ikametini uzatmakta devam eylemişti.
Hatırımda kaldığına göre Cevat Bey’in mazereti, eşinin doğum yapmak üzere olduğundan geliyordu.
Önce şu noktayı belirtmek yerinde olur ki, vazifesinden izinli olarak ve normal durum içinde ayrılmış olan Cevat Bey, kumandanına çok bağlı ve aynı zamanda Mustafa Kemal uğruna canını bile esirgemeyecek kadar fedakâr bir arkadaştı.
Paşa’nın da ona karşı sevgi ve itimadı, şüphe edilmeyecek derecede fazla idi.
Ancak buna rağmen ve ortada başkaca hiçbir sebep mevcut olmadığı halde merhum, İstanbul’dan ayrılmamak hususunda adeta ısrar etmişti.
Paşa’yı pek fazla üzmüş olan bu vaziyet üzerine verilen son emre karşı da kazaen elinden yaralandığını bildirerek gösterdiği mazeret kumandanı, pek haklı olarak arzu etmediği muameleyi tatbik mecburiyetinde bırakmıştı.
Bu durum neticesi, merhumun karargâhla ilişiği kesilerek bir kıtaya verilmesi ve durumun kendisine tebliğ edilmek üzere İstanbul Merkez Kumandanlığına bildirilmesi için Diyarbakır’dan ayrılırken Ordu Harekât Şubesi Müdürü Şemsettin (Şener) Bey’e emir vermişlerdi.
Paşa’nın İkinci Ordu’dan alakasını keserek Yıldırım Ordusu karargâhını teşkil için İstanbul’a vardıklarında kendisini karşılayanlar arasında Cevat Bey de bulunuyordu.
Haydarpaşa Garı’nda Paşa’nın elini öpen merhum, fazla iltifat görememesinden müteessiren oradan ayrılarak doğruca evine gitmeye mecbur kalmıştı.
Ertesi günü, Paşa’nın Beşiktaş Akaretler ’deki 76 numaralı evine gelip tekrar ellerini öperek kusurunu itiraf ile vaki ve rica ve istirhamı üzerine ve ayrıca rahmetli valideleri Zübeyde Hanım’ın da katılan yardımıyla büyüklük gösteren Paşa, kendisini affetmiş ve Merkez Kumandanlığına yeniden yazılı işarda bulunmak suretiyle vazifesinde bırakılmasında onay vermişlerdi. (Aktaran: Turgut Gürer, “Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mart 2020, İstanbul, 5.Basım.)”